"Musul’u Almazsak Diyarbakır’ı Veririz...!"

 

Prof. Yalçın Küçük


 

 

 

Yıl 2006.

 

O zamanki adı SKYTÜRK  TV’de Prof Yalçın Küçük’le programa başladık. 

 

Adı Kalemler ve Kılıçlar

 

Herkes ilk haftadan ekrana yapışmıştı. Olağanüstü izlenme yakalamıştık…

 

3.programdı sanırım. Pkk meselesini konuştuğumuz bir bölümde Hoca, önemli bir çıkış yaptı.

 

“Ahhh Gürkan Bey dostum…” dedi.. Sonra gözlerini masaya doğru çevirip dudaklarını büzerek bir süre sessiz kaldı. 

 

Bu hocanın önemli bir şey açıklayacağı zaman dikkatleri toplama taktiğiydi.

 

Kısa bir sessizliğin ardından güçlü bir tonda seslendi.

 

“Musul’u almazsak Diyarbakır’ı veririz.” 

 

İlkin izleyiciler pek bir  anlam vermese de bu söz daha sonra makalelere kitaplara konu oldu. Çok tartışıldı.

 

Yayın bittikten sonra ‘hocam teziniz sarsıcıydı’ dediğimi hatırlıyorum.   

 

“Kürdistan dedikleri dört parçadır Gürkan Bey dostum. Kuzey Irak, Kuzey Suriye, İran ve Türkiye…”

 

***

Yalçın hocanın hipotezi şuna dayanıyordu.

   

Her ne kadar örgüt Türkiye’de kurulmuş ve koordine edilmiş olsa da nihayetinde büyük Kürdistan hayalinin dört bölgeden oluşacağını ve eğer biz Kuzey Irak’ta ki oluşuma müdahale etmez ve Musul’u almazsak yarın öbür gün birleşen ve güçlenen terör örgütüyle baş edemeyiz ve nihayetinde Diyarbakır’ı da bizden koparır alırlar diyordu.   

 

 

Hocanın tezi buydu…

 

Tabi bir de buna Atatürk’ün açıklanmayan vasiyeti iddiasını ekliyordu.   

 

Hocaya göre Mustafa Kemal Atatürk ölmeden önce İsmet Paşa’ya Musul’un alınmasını vasiyet etmişti. 

 

Bu halen tartışılan bir konudur böyle bir vasiyet var mı yok mu ?   

 

Neyse…

 

Ama hocanın asıl vurguladığı şey ‘dört parçalı Kürdistan hayalini’ bozmamız gerektiğiydi.  

 

***

 

 

Hocanın bu çıkışı aslında maksimal Türkiye düşüncesine dayanıyordu 

 

Yani büyük Türkiye tezine…

 

***

Dört yıl önce…Meclis genel kurulu çıkışında Meral Akşener’le karşılaşmıştık   Kalabalığın arasından beni gördü ve yanıma geldi.  İki eliyle ellerimi tutu.  Gürkan bey, Yalçın hocayla yaptığınız programların müdavimiydim ama oradaki bir söz benim siyasi haritamı belirledi, dedi. 

 

Maksimal Türkiye

 

Bu söz Türkiye üzerine düşünen herkesi etkileyen bir sözdü   

 

Peki ama Maksimal Türkiye nasıl olacaktı?

 

Toprak işgaliyle mi?

 

Savaşarak mı?

 

İçeride dışarıda yeni isyan dalgalarını göğüsleyerek mi?

 

Peki nasıl?

 

***

Suriye'de yaşananlar bana Maksimal Türkiye tezini hatırattı...


Ama bu kez işgal yapmadan...Toprak ele geçirmeden...Askerimizi yitirmeden...


Bakın nasıl?


***


Suriye operasyonunun uzun bir kronolojisi var…

 

Fikri hazırlığının 2020’den önce başladığını tahmin ediyorum. Ama şimdi size yakın zamanlı kronolojisini yazacağım.

 

2024 Mart ayı…Dışişleri bakanlığı ve Yüksek Güvenlik bürokrasisi bir bilgilendirme toplantısı yaptı. Gazete ve televizyonların genel yayın yönetmenlerine 9 ay sonraki ABD seçimlerinde Trump’ın seçilmesini öngördüklerini ve yeni tabirle Türkiye’nin ‘bunu satın aldığını’ söylediler. (Dikkat daha ABD seçimlerine 9 ay var..!)

 

2024 Ekim…Terörsüz Türkiye sürecinin ilk temeli atıldı. Bahçeli, herkesi şoka sokan çıkışını yaptı. “Apo gelsin mecliste konuşma yapsın. Bu terörü hep birlikte bitirelim.” PKK nın ülke içinde en güçsüz olduğu bir dönemde böylesi bir çıkışı o gün için kimse anlamamıştı.

 

2024 Kasım… Trump net bir zaferle ABD’de seçimi kazandı. (Türkiye’nin tahmini tutmuştu)

 

Ama Trump’ın koltuğa oturmasına henüz iki ay vardı. 

 

2024 Aralık…  Türkiye, yıpranmış Esat’ın artık gitmesi gerektiği tezini işlemeye başladı. Hakan Fidan mekik diplomasisi başlattı. Rusya İran ve Körfez ülkelerine defalarca gitti. Esat’ın artık Suriye’yi yönetemez duruma geldiğini tüm söz sahibi ülkelere ikna etti.

Fidan… Rusya ve İran'la konuşarak Suriye'deki sürecin kansız ilerlemesinin yolunu açtık.” Dedi.

 

6 Aralık 2024     … HTŞ birlikleri Şam’a doğru harekat başlattı. Bir gün sonra Esat Suriye’den ayrıldı.

 

22 Aralık 2024… Hakan Fidan, Şam’ın ilk ziyaretçisi oldu. Kasiyun dağında Ahmet Eş Şara ile kahve içti.

 

20 Ocak 2025 Trump yemin ederek ABD başkanlık koltuğuna oturdu.

 

11 Temmuz 2025… Öcalan’la yapılan görüşmeler neticisinde PKK törenle silah bıraktığını duyurdu.

 

Tam bir ay sonra

 

18 Ağustos 2025… Cumhurbaşkanı Erdoğan “Türkiye Suriyenin toprak bütünlüğünden ve üniter yapısından yanadır” dedi.

 

20 Ağustos 2025… Tom Barrack, ilk kez YPG/PKK ifadesini kullandı. (Bu artık örgütün ABD nezdinde de terör örgütü görüldüğünün işaretiydi. Bunu ilk kez yakalayan oğlum Sarp Sinan Hacır’a sevgilerimle…)

 

25 Eylül 2025… Erdoğan Trump’la beyaz sarayda görüştü. İki saat süren görüşme sonrası Trump, Erdoğan'a aracına kadar eşlik etti. Görüşmelerin nasıl geçtiği sorusuna Trump, "Harika" yanıtını verdi.

 

18 Ocak 2026…YPG ye verilen süre doldu. Suriye ordusu harekata geçti.

 

20 Ocak 2025… İki yerleşim bölgesi hariç YPG’nin kontrol ettiği bölgeler Suriye ordusu tarafından geri alındı.

 

O iki bölge…Ayn El Arab ve Kamışlı’ydı.  Aralarında  bölgeyi Barış Pınarı harekatıyla çoktan kontrol altına almıştık.

 

***

 

Yalçın hoca’nın o gün için sıra dışı gözüken tezinin üzerinden bu güne tam 20 yıl geçti. 

Bugün Musul’u almadık ama Suriye üzerinden oyun kurmayı başardık.   

Elbette Türkiye topraklarını genişletmedi ama nüfuz alanını genişletti. 

İşgalci bir ülke durumuna düşmedi ama  hemen yanıbaşında  düşman devletçik kurulmasına müsaade etmemiş oldu.

40 yıldır kan kusturan bir terör grubunu da dünyanın gözü önünde tasfiye etti.

 

***

Şimdi MHP lideri Devlet Bahçeli’nin 28 Mayıs 2023 seçim akşamı söylediği sözü bir kez daha hatırlamamız gerekli sanırım.


“Önümüzdeki günlerde çok şey değişecektir, her şey değişecektir. İnşallah Türkiye değişmez.”





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dünyanın En Büyük Narko Baronunu Kadın Zaafı Yakalattı…!

Kursunlar Canım Federasyonlarını